Çocukken Kurduğumuz Hayaller
çocukken kurduğumuz hayaller, çocukluk hayalleri, hepimiz çocuktuk

Kimimiz uslu kimimiz yaramaz, nasıl olursa olsun hepimiz bir zamanlar çocuktuk. Belki bazılarımızın çocukluğu kötü anılarla, bazılarımızın da iyi anılarla dolu ama hepimizin hayalleri vardı. Uçuk kaçık da olsa, saçma da olsa sahiplenebileceğimiz güzel hayallerdi bunlar. Saf ve masumduk, gerçekle hayali ayırt etmekte zorlanırdık ve bu yüzden de küçük şeylerle bile mutlu olurduk. Ne zamandır küçük şeyler bize yetmemeye başladı, işte o zaman büyüdük. Belki çoğu hayal ideallere dönüştü, çoğu da gerçekleşti ve bazısı da kendi kurduğumuz fantastik dünyanın bir parçası olarak kaldı. 

Sizlere küçükken kurduğum hayallerimden bahsedeceğim. Bilirsiniz hep sorulmuştur, “Hangi mesleği olmak istiyorsun?” diye. Herkes doktor,avukat,polis gibi büyük meslekleri olmak istediğini söylerdi. Bense “Kuaför artı ressam olmak istiyorum.” derdim. Saç örmeyi çok severdim, e tabi resim yapmayı da. 

çocukken kurduğumuz hayaller, çocukluk hayalleri, hepimiz çocuktukİki meslek birden yapabilecek kadar da çalışkan hissetmiş olmalıyım. O zamanlardan Japon çizgi filmleri (anime) izlemeye başlamıştım. Ay Savaşçısı benim favorimdi. İlk okula başladığımda her kızın çantasında Barbie varken benimkinde ne olduğunu sorduklarında Usagi Tsukino’nun kızı var derdim. Yan kısma resmini de koydum. Sihirli diziler, çizgi filmler izlerdim ve bunlardan etkilenip evin içinde sihir yapmaya çalışırdım. Bir odadan diğerine hızla koştuğumda ışınlanabildiğimi, yerden koltuğa atladığımda havada kaldığım süre boyunca uçabildiğimi sanırdım.
Bu arada okula başlamadan okuyup yazmayı söktüğüm için müdür tarafından 2. sınıftan okumaya başlatılacaktım fakat annemin yaşıtlarıyla okusun demesiyle son buldu.
Dayılarımın kitapları arasında Harry Potter’ı bulmuştum ve tüm kitabı bitirdikten sonra kendimi Hermione Granger sanmaya başlamıştım. Flüt temizleme çubuğunu asa olarak kullanırdım. Expelliarmus, lumos gibi büyülü sözleri kitaptan bulup ezberlemiştim. Tabii hiç bir işe yaramadıklarını farkedene kadar oldukça çok deneme yapmıştım. Uyumadan önce üstümü sıkı sıkı örterdim, böylece yatağımın altındaki canavar beni asla yiyemezdi. Mutfağın lambasını kapayıp, peşimdeki hayaletten kaçmak için odama hızla koşmak gibi kısa soluklu maceralarım vardı. 
çocukken kurduğumuz hayaller, çocukluk hayalleri, hepimiz çocuktuk
Televizyonda sürekli çıkıp duran salyangozlu krem reklamı beni çok etkilerdi. Ben de böyle bir kreme sahip olup güzelleşmek isterdim. O yüzden kollarımı sıvadım ve salyangoz şeklindeki oyuncağımı kreme batırdım. O oyuncağı kremleyip kaç kere yüzüme sürdüm kim bilir. Yüzmeyi öğrendiğim zamanlar kendimi deniz kızı zannederdim. “Bir deniz kızı nasıl yüzer, havada mı suda mı?” diye şarkılar söylerek yüzerdim. E tabi duvara kapı çizince başka bir dünyaya gidebileceğim bir kapının açılacağını sanırdım. Belki o zamanlar anlamıştım, bu dünya çocukların özgürce oyun oynayabileceği kadar iyi değil. Kendime başka bir dünya bulmalıydım. Takır tukur ne bulursam birleştirip kendime oyuncak yapardım. Bitmiş makaradan az araba yapmamışımdır. Hatta bir gün anneannemin yastıklarından yün alıp, dedemin de akletini kesip biçerek kendime Powerpuff Girls’deki Bubbles oyuncağını dikmiştim. Sonra neden halay kıyafeti giydiğini soracak olursanız, kardeşim ödevi için kullandı.
Belki bunca şey sadece kendimi mutlu etmek için oluşturduğum bir savunma mekanizmasıydı. Belki ancak bu şekilde umursamaz olabilirdim, çünkü hayatın gerçekleri beni yaşıtlarımdan önce büyümeye zorluyordu. 
Sonunda hepimiz büyüdük ama biliyorum ki içimizde bir yerlerde hala o çocuk yaşamakta.
Bu yüzden hayallerimize sımsıkı sarılmalı ve kim ne derse desin onlara inanmaya devam etmeliyiz. Küçük şeylerde mutluluklar aramayı öğrenmiştik, tekrar hatırlamalıyız. Ve her bir çocukla göz göze geldiğimizde yine hatırlamalı, unutanlara hatırlatmalıyız, onlara yaşanabilecek daha iyi bir dünya sunabileceğimizi. Bir yerlerde deniz olmadığı için deniz kızı olduğunu hayal edemeyecek, televizyon görmediği için sihirli bir dünyası olmayan çocuklar da var. Her şeye rağmen, her olumsuzluğa rağmen ben şanslı bir çocuktum diyebilmeliyiz.
SİZ NE KADAR ŞANSLI BİR ÇOCUKTUNUZ?

This article has 33 comments

  1. Emine Bektaşi Reply

    Ne güzel yazmış mavi papatya! Ben sokakta oynayan, toprağa basan, istekleri yerine getirilmiş, onu çok seven bir aileye sahip, mutlu ve şanslı bir çocuktum. Daha ne olsun değil mi…

    • Anonim Reply

      Çok teşekkür ederimm 🙂 Evet öyle, aile gerçekten çok önemli bir çocuk için. Daha ne istenir ki…

  2. Emre Yildirim Reply

    Mavi papatya çok güzel yazmaya devam ediyor 🙂 çok başarılı buluyorum.Ben maalesef yeni nesil olduğumdan dolayı beton binaların arasında sokakta hatta zamanımın çoğunu bilgisayarda geçirdim 🙂

    • Anonim Reply

      Çok teşekkür ederim Emre :)) Evet yeni nesil bilgisayardan çocukluğunu unutuyor, ama yine bilgisayarın ne olduğunu bilmeyen çocukları unutmamak lazım… Sen de şanslısın 🙂

    • Anonim Reply

      Şimdi de gerçekleştirmek istediğim hayallerim var. Fakat onları gerçekleştirmek için harekete geçmek gerekir, pes etmemek ve azmetmek. Sadece hayal ederek bir yere varılmıyor ve gerçekleşmeyeceğini düşündüğüm hayallerim de var. Onlar da karamsar tarafımın bir parçası olarak varlığını sürdürmekte. Belki bir gün onlar da gün ışığına çıkar, kim bilir. Hayal kurmak gerçekten güzel şey ve hayal kurmayan bir insanın artık yapacak bir şeyi, hayatta amacı kalmamıştır diye düşünüyorum. Amaçsız insan kayıp bir ruhtur. Küçücük karıncanın bile bir amacı varken, bir insanın olmaması şaşılır. O yüzden bol bol hayal kuralım, yeniden çocuk olalım derim. :))

    • Anonim Reply

      Tusubasayı hiç izlemedim ama ay savaşçısını sevdiğini bilmiyordum sevdicann, ortak bir yanımızın olması beni mutlu etti :))

  3. ESMANUR Reply

    Muhteşem bir yazı olmuş.Biz çok şanslı nesildik sokaklarda oynardık süslü püslü oyuncaklarımız hiç bir zaman olmadı ama her zaman birbirimize her an destek olan arkadaşlarımız vardı.bezden bebeklerimiz vardı çamurlarda oynardık
    buğday başaklarından ütme yapardık sonra ellerimiz simsiyah olurdu birbirimizin ellerine yüzüne sürmeye çalışıp koşturup dururduk şimdi çocuk olmak gerçekten çok zor çocuklarımız duvarlar arasında büyüyor.

    • Anonim Reply

      Çok teşekkür ederim Esmanur :)) Benimde köyde geçirdiğim zamanlar çok güzeldi bütün gün çamurla oynayıp dururdum. Çamurdan pastalar yapıp güneşte kuruturdum. Daha olmamış cevizleri koparıp yemeyi severdim. Büyükanneannemin bahçesindeki dereotlarını ve meyveleri dalından koparıp yemek bir başka güzeldi. Köydeki meyvenin, sebzenin tadını şehirde bulmak çok zor…

    • Anonim Reply

      Teşekkür ederimm 😀 Salyangoz kendi kabuğunu yenileyebildiği için cildi de yeniliyormuş ya ben baya etkilenmişim hiç unutmuyorum o reklamı, daha da unutmam 😀

  4. birdefnemasali Reply

    Emre yazıyı okumaya başladım önce farketmemişim misafir yazar olarak diğer kızlardan ve barbie bebeklerden bahsedince anlayabildim :)) sana teşekkürler öncelikle Mavi papatyayı tanıma fırsatı buldum, ayrıca ona teşekkürler hooopp diye çocukluğuma gittim ve ne güzel olduğunu hatırladım 🙂

    • Emre Yildirim Reply

      Defne abla yoğun olduğum için finallerden dolayı aklıma böyle bir proje geldi hem onlar tanınmış olur hem de blog işlemiş olur.Sonuçta amacımız bilgi paylaşımında bulunmak.Geçmişi hatırlamak 🙂

    • Anonim Reply

      Ben teşekkür ederim :)) Beğenmeniz ve yazdıklarımla sizi çocukluğunuza götürebilmek beni çok mutlu etti 🙂

    • Anonim Reply

      Tusubasayı hiç izlemedim ben, hiç denk de gelmedim sanırım. Çok teşekkürler yorumunuz için :))

  5. Esma Tezgi Reply

    Çok güzel bir yazı olmuş, yazara bakana kadar benimde kafam karışmıştı yazan kız mı erkek mi diye 😀 Oyuncağın çok güzel olmuş. 🙂

  6. Siyah kuğu Reply

    Çok şanslı bir çocuktuk kocaman bir gökyüzü vardı ve ben onu görebiliyordum ,kocaman bir yeryüzü ve yemyeşil çimenler vardı ve ben bunların üzerinde koşabiliyordum be çok şanslı bir çocuktum:) sevgiler.

  7. Şevval Sarıtaş Reply

    Okurken kendi çocukluğuma döndüm bir anda diyebilirim:) "Mutfak lambasını kapattıktan sonra hayalet yakalamadan hızlıca odaya koşmak", kim bilir kaç defa kaçtım o hayaletten :))) Evet, güzel anılar bir yana, gerçekten kaybediyoruz çocukluğumuzu bu hayatın tozlu yollarında. Mavi papatyanın dediği çok doğru; "Küçük şeylerde mutluluklar aramayı öğrenmiştik, tekrar hatırlamalıyız." Çok güzel bir yazıydı, kalemine sağlık :))

    • Anonim Reply

      Bazı şeyler herkesin çocukluğunda aynı :)) Bunu ilk anladığımda nedense çok şaşırmıştım. Dediğiniz gibi çocukluğumuzu kaybediyoruz hayatın tozlu yollarında, size katılıyorum. Yazımı beğenmenize çok sevindim, güzel yorumunuz için de teşekkürler 🙂

  8. Deneyimli Anne Reply

    Şimdiki çocuklar birçoğundan mahrum kalıyorlar. Hatta kreşe gitmiyorsa arkadaşı dahi olmuyor. Çok zot bir çocukluk onların ki

  9. Ece Evren Reply

    Farkettiğimde Emre'yi, izlemeye çalışan abla ya da daha doğrusu teyzesiyim.Bunu anlamıştı Emre.Ama birden bir Mavi Papatya belirdi, tüm dolu varlığı ile. Samimi desteği, güzel anlatımı ve sihirli sözleriyle Emre'nin bloğunda yeniden doğdu, daha evvel neredeydi, mutlaka vardı.Her gün yapamasam da, aranızda hak geçirmemek adına blogları dolaşmaya ve buna belli bir vakit ayırmaya gayret ediyorum.Okuduklarımdan çıkarımlarım ve çocukluğumdan ise bir cümle ile bahsetmek isterim, zira çocukluk mutlu geçmesi tercih edilen, tüm hayatımızı etkileyen, kendimize ve etrafımıza güvenimizin temelini oluşturan en önemli yaşanmışlıktır.
    Doğup aklım baliğ olduğundan itibaren yaşadıklarımın, şimdi kendime hatırlama izni verdiğim tek güzel şey annemin şefkatle sarması ve bizi korumasıdır.
    Tekrar ziyaret edememe ihtimaline karşı gelmişken, senin Emre kardeşim için bir şans olduğunu ve gayet anlaşılır ve güzel ifaden olduğunu, yazmaya devam ederek ne kadar mutlu olacağını, buna layık olduğunu belirtmeliyim.Kalemine kuvvet diyor, gözlerinden sevgiyle öpüyorum kızım.Ece teyzen.
    Emre kardeşime de selam ve sevgiler.

    • Anonim Reply

      Ece ablacım, senin o samimi ve sevgi dolu sözcüklerinle donatılmış yorumlarından bana da nasip olduğu için ben şanslıyım. Ufak bir kıvılcım arıyordum ve yazımı beğenerek beni yazmaya teşvik etmen içimdeki yazma ateşini körükledi. Aldığım en uzun ve güzel yorum bu… Hatta övgü almasam bile böyle uzun bir yorum almak her zaman benim için değerli, çünkü buna ayırdığın değerli vakti, emeğini ve ne denli düşünceli, yardımsever bir insan olduğunu görebiliyorum. Ece ablacım dediğin gibi çocukluk mutlu geçirilmesi gereken bir zaman ve gözümüzü açtığımız o ilk andan beri üzerimize titreyen, çeşitli zorluklara rağmen fedakarlıklar gösteren annemizin sıcaklığını en çok hatırlayacağımız anları barındırır. Keşke her çocuk bunu tadabilse… Yorumun için canı gönülden teşekkür ederim, beni çok mutlu ettin. Dilerim sen de hep kalbin kadar güzel mutluluklar yaşarsın ece ablam :))

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir